Harita

Haritaya bak. Bulamayacağını biliyorum ama bak.

Tümünün o sokağın içinde gerçekleşmiş olması mümkün olduğu gibi başka bir sokakta olabilir ihtimali değil mi?

Neyi arıyoruz mu?

Nereyi mi?

Herhangi bir öğleden sonrası için kahve molası, belki buluşulacak dostlar, taşınacağın evin adresi. Ya da şehrin kendisini.

Öyle olmadı.

Bir haber spikeri için yüzün en önemli rotası mimiklerinin olmaması.

Aynada yüzünü görmesine gerek yok. Her günün aynı saatinde yapılan mimik giderme operasyonu olan makyaj buna yarıyor.

Kulaklığından verilen replik

“bu gün öğlen haberlerinde borsa spekülasyonu, artan petrol fiyatları, iki cinayet, parti merkez binasına yapılan saldırı ve üniversite harçları gündemde.” diyor ve ekliyor. Gülümseme!

29 yaşındaki elmacık kemikleri çıkık yüzünde taşıdığı gözlerinin altını çizerken oldukça profesyonel makyöz. Hiç birinin ismini bilmiyor. Sormuyor. İsmleri bilmek mimiklere sebep oluyor.

-Çekimde yüzünüz solgun görünüyor. Bir ton koyu fon atacağız.

Onaylıyor.

Gülümseme!

Kalkıyor aynanın karşından, sadece çekim İçin 15 dakika diyor, kulaklığındaki ses. Adımları kameraların arasından yavaşça geçip, ortalıkta koşturan kalabalığın ve kabloların içinde haber masasına yürürken ayakkabılarının vuruyor olmasını büyük bir şans olarak görüyor. Zira gülümsemesine engel oluyor.

Hazır. Zamanlama.mekan. Promter. Kamera başla!

-iyi günler sevgili izleyiciler. Ülkemizden en yeni haberlerle….

-Haritaya bak. Bulamayacağını biliyorum ama bak,

Neyi arıyoruz? Nereyi?

Mümkünse bu gün harita bana beni gülümsetecek bir rota göstersin, çünkü yüzümü asabilirim, hatta öfkelenebilirim.

Çok gülümsersem belki nerede ağlayabilirim onu da göstersin,

mümkünse bu gün içimde susan sözcüklerimi yazacağım duvarları da. Belki çizebilirim.

-Haritaya bak.

Saat 11.55. Ayakkabılarımı test edeceğim.

Caddenin üzerinde birbiri ardına sıralanan blokların üzerindeki dev ekranda kayan görüntüler ülkenin dev haber kanalının sembolünü ardından haber stüdyosunun ışıklı haber yüzünü gösteriyor.

Dev surat “iyi günler” diyor. Caddenin kalabalığı içinde insanlar kendileri ile meşgul. Haber sunan spikerin hemen iki omzunun altında renkli bir şeridin içinden

“borsa spekülasyonu, artan petrol fiyatları, iki cinayet, parti merkez binasına yapılan saldırı ve üniversite harçları” başlıklarıyla geçiyor olanlar.

Yürümek için sadece 40 dakikam var.

Apartmanın köşesinden sahile ineceğim. Köşede kalabalığın içinde öğlen ışığı altında üç kişi boyna sağa sola çevirip başlarını bakınıyorlar arada. Ellerinde bir harita.

Bir kaç adım sonra yanlarından geçeceğim. Kız ikisinin arasından bana bakıyor. Bir projektöre benzeyen yüzünün içinde gözlerini her adım daha da büyütüyor. Her adım daha yakın plan.

-iyi günler, diyor. Bir dakikanızı alabilir miyim?

Soru sorarken bir insana gülümsemenin yakışması ne tuhaf, ilk kez farkediyorum.

artink/15.02.2019/istanbul

Reklamlar

Kıymık

Avucumda arta kalanlara bakıyorum

Düşünmem gerek

Parçaların içinden dökülen

Ve kontürlerinden kalanlar yumağına

Düşünmem gerek

Bütün eklemlerimin

çoğul bir işbirliği ile gösterdiği keramet

Düşünmem gerek

Bir süre duracaklar

Sonra hızla uzaklaşacaklar

Tüm anlamı şu kıymık gibi

Düşüncenin avucuma bakıyor oluşu

Ben ondan arta kalanım.

13.02.2019/artink/

Alt yazı notu: bu gün epeyce kolaj İçin kesim yapıp artanları toplarken bir an avucuma baktım. bir sürü kırpık kırpık kağıdı toplamıştım masadan tam atacaktım. Ve bu çıktı.

Kara Defter/ 1. Sayfa

Bir ormana dalıp

Mantarlara bakmaya gider gibi

Parçaların üzerine eğildim

Mantarlar küçük

Deşilmiş şeylerin üzerinde yükselir

Yağmur sonralarında yavaş

Yavaş yürümek gerekir

Tüm yeryüzü

Nemli bir tülbentin altında kırılganken

Ne çok sır var saçların arasında

Duymaktan imtina ettiğin

Ölü güller takınmış Freya

Çayırlar kalabalıkta

seslerini taşıyor uzaklardan.

artink/13.02.2019/ Kara Defter

Kolaj/ Mayıs Karıncaları

bir kolaj için alt yazı notu; Onları ilkin sabaha karşı bir ev konukluğumda gördüm. Yıl 80’ler olmalıydı. Bir ev konukluğunda uyurken uyanıp gece yarısı loş karanlıkta divanın yaslanmış olduğu duvarı boylu boyunca kaplamış olmaları yetmiyormuş gibi baş ucundaki lambanın fanusu üzerine de tünemişlerdi. Yüzlerce kanatlı karınca.

Yıllar sonra yine rastladım. Bu kez bir anlam olarak baktım. Küçük çelimsiz ama çoktular. Küçüklüğümde bir fefleks olarak bağırma güdüsünü hissetmedim zira bir şeye tekabül etmişti sanki. Bir anlama.

Karıncaların Mayıs ayı sonuna doğru neden kanatlandıklarını anlamıyorum oysa.(doğanın buna bir açıklaması elbette vardır) ancak bir tedirginliğin somut bedeni gibi vücut buluyorlar zihnimde. Ne zaman tedirgin olsam sanki dibindeki dehlizleri adımlayıp kanat çırpacaklar hissi ile.

12.02.2019/artink/

Entari

Yakalarından mı bilinebilir

içsiz ve dışsız da olabilir olduğundan mı

kaç çentiği var o da sayılabilir

Askılarında huzursuz kıpırtıları olanlar

bir hüzün mü yakışır şimdi vakitsiz sevinçlere

yoksa kederi mi

hangi o rengini ilikleyip

Terü taze bir endişe geçiyor aklımdan

kol evleri kavuşmayan

Ah diyor entariliğim

hiç içliksiz günlerimin yarenliği

mevsimler tüm aralıkları sızlatarak geçti

şehirli kabinleri,

şu salonların beklemesi baharı

ansızın pencereden silinip gidecek olması

buhara çizilen izlerin ne acı

Oysa ki

Fır fırlı perde dikmiştim

Daha dün

içimdeki cehennemde yasladığım başım

kaidesinde avucum

kavruk ağrılar biriktirsin

şimdi gün niyetine

alıp iskeleden o iskemleden başımı

giyinmek de mümkün

münhal fikirlerimin mümessili neşter ve

sihirli sözler

eğri çentikler de taşıyorum

çağcıl ihtiyaçtan

Ağır bir ağrı olarak yüreğimi de

Ne zaman yüzüme baksam

uzun yolculuk kendi ile katlı

artink/12.02.2019/istanbul

Defter’den/ pervane çemberi

Keskin yüzlü aynasında şiiri

kenarsız bakışıyla sabahın

dönüşümlü karanlığında

hadi sürme diye çekelim

zifiri gecenin altını çizelim

dil dönerse

geometrisini anlat

ben kenarlar simetrisinde

yitirdim aklımı

yaşamak

birdir, birdir, birdir

her sözü üç kere söyleyen keşişler gibi

değnek niyetine kirpiklerimi kırpıyorum

düşle

bir pervane çemberi

tüm dairelerin merkezinden

kaç kuvveti

al çevir,

simetriyi kır

artink/istanbul

Defter’den/ sokaktaki boşluklar

Bütün kuru dalları astılar kendisi ile

Mevsimleri alınmış

Boşluklar toplayan geçti sokaktan

Her boşluğa bir mandal uzatarak

Birisi odasının boşluğunu verdi

Bir mandal aldı

birisi boş bir tencere verdi

Bir mandal aldı

Birisi bacağını kesmişlerdi

Ayağının boşluğunu verdi

Bir mandal aldı

Birisinin bardağı boştu

Bardağın boşluğunu verdi

Bir mandal aldı

Biri tavana bakıyordu gece boyu

Boşluğu verdi

Bir mandal aldı

Doldu boşluklar toplayanın arabası

Ağır mı ağır

Mandallar rüzgarda savrulurken.

artink/istanbul

Tuhaf Şeyler Dükkanı/ 3-makine ve bahçe

Tüm bir geceyi pencerenin yanında geçirdiğinde buharlaşan oda dışarının soluk bir perdesi gibi camda buğulu. Oysa perdeler ardına kadar açık. Zaman zaman sokaktan geçen bir kaç kişinin bölük pörçük bıraktığı sesler haricinde tek bir kıpırtı yok.

Genellikle çok hareket etmediği halde ki geceleri eğer uyanık kalıp dışarının bu koyu karanlığını izliyorsa hareketsizdir bayan Leonora, sabaha karşı ani bir kararla oturduğu köşeden kalkıp masada duran anahtarlarına uzandı. Asma kattaki küçük odanın perdesini örtüp odanın dar bir verandadan merdivene uzanan dar koridorunu adımlayıp aşağıya indi. Bu genellikle yapmadığı bir şey. Yani dışarıya bu kadar erken bir saatte dükkan rutinlerini erteleyerek çıkmak.

Ancak her insanın insan üstü bir yaşam sürüyor olsa da bazen sıradışı ani kararları olabilir. Sahile uzak olmayan caddeyi bir kaç sokak dikey yürüdüğünde göğün bulutlarla kaplı tarlası altında uzanan şehir olabildiğince tanıdık, olabildiğince sakin görünüyordu kalabalıklığını sakladığı binaların arasında üç genç kıyıda karşıya bakıyordu. Bir kedi koşarak çalılara daldı.

İyot yüzyıllardır aynı kokusu ile yosunlardan yükseldi. Sahil boyunca uzanan parkın içinde yürürken bir kaç tanıdık tohuma uzanıp gülümsedi.

-Seni biliyorum, Defne.

Birkaç defne tohumunu cebine atıp yürümeye devam etti. Birkaç meşe palamudu çimenlerin arasında henüz düşmüş olmalıydı, kurumamışlardı, uzanıyordu ki,

-Sizi tanıyorum, dedi arkası dönük olduğu için yüzünü göremediği ancak ince ve kararlı bir ses.

Doğrulup ayağa kalktı. Başını hafifçe sola eğip, yüzüne dik dik bakan çocuğa

-Öyle mi? diye sordu. Tanışsaydık hatırlardım seni. Benzetmiş olabilir misin?

-Hayır, tanışmadık zaten. Merve benim arkadaşım. Şu bebek, sizden almışlar hani, Ayla teyze almış. Sonra da acayip bir şeyler olmuş. Bebek yok olmuş evden, Merve söyledi. Dükkandan çıkarken gördüm sizi, biz karşınızdaki büyük bloklarda oturuyoruz. Merve üst katta. Biz giriş katındayız.

-Demek öyle, deyip yere çömeldi bayan Leonora. Henüz dokuz ya da on yaşlarındaki bu küçük çocuk ile aynı hizada olabilmek için. Çocukların yetişkinlerle konuşurken sürekli boyunlarını yukarı kaldırmaları rahatsızlık verici, bunu hala anımsıyor.

-Peki, ne yapabilirim senin için? Eğer arkadaşın için bir bebek daha isteyeceksen maalesef dükkanda şu aralar hiç bebek yok.

-Bozuk makine parçaları, dedi. Makina parçalarını birleştiriyorum. Ama evde en son mikseri bozunca annem çok kızdı. Sizin dükkanda vardır. Var mı?

-Olabilir,düşünmem lazım. Ancak birkoşulda izin verebilirim. Arka bahçede haftada bir gün gelip bitkiler için çalışırsan olabilir?

-Makinalar konusunda daha iyiyim ama belki bitkiler için de bazı makinalar icad edebilirim. Tamam yaparım, dedi.

Çocuğun karşısında yere çömeldiği halde kollarını dizlerine kavuşturmuşken konuşan bayan Leonora çok açık kumral saçlı bu küçük delikanlıyı bir süre izledi.

Tuhaf biçimde küçük ancak garip şekilde büyük bir insan edası taşıyan duruşu. Sağ ayağının topuğu üzerine bindirdiği ağırlık merkezine yaslanmışken diğer ayağını bir adım kadar öne uzatmış kendinden emin gergin sırtına rağmen gözlerini örten kirpikleri arasında bakışları sustuğunda sabitleşip dalıp giden yapı. Böyle yapılar için boşluklar tehlikeli olabilir.

-Dilersen hemen başlayalım,

-Tamam,ne yapmam gerekiyor?

Doğrulup elini cebine daldırdı ve az önce topaldığı defne ve meşe palamudu tohumlarını çocuğun avuçlarına uzattı.

-Bunları kurutmamız gerek. Onlardan sen sorumlusun. Dış kabukları nemini yitirdiklerinde bahçeye ekeceğiz.

Çocuk avucundaki tohumlara baktı bir süre. Sonra cebine koydu.

Sahile arkalarında bırakarak iki cadde yukarıdaki Tuhaf Şeyler Dükkanına doğru ağır adımlarla yürüyerek parktan uzaklaştılar.

09.02.2019/ artink, istanbul

altyazı notu; iç mekan annemin balkon köşesi, dış mekan ise Kasımpaşa sahil vapur iskelesi yanı bir iki hafta evvel çektiğim.

Tuhaf Şeyler Dükkanı 2- Bebeğin Akibeti

Bebek yeni evine vardığında bir süre ebevyn yatak odasının şifonyeri üzerinde duvara yaslı oturarak kendine bir köşe edindi.

Ayla’nın eşi Halit bu yeni gelen objeden son derece rahatsız olduysa da ilk zamanlar hiç bir şey söylemedi. Zira eşinin olmadık zamanlarda yatak odasına kapanmasına, zaman zaman küçük kızının annesi ile “hayır anne benim odamda duracak hem bebekler çocuklar içindir” gibi didişmeye başlamasına, sık sık bu sebeple kavgaların dozunun şiddetinin artmasına, Merve’deki bariz histerik davranışlara, Ayla’ da ise artan melankoliye sebep olan şeyin altında yatan gerçeği anlamaya çalıştı. Ama günler geçtikçe şifonyerin üzerindeki cam gözleriyle oturan bu bebeğin de onun tepkilerini de izler olduğu hissine kapılınca,akışa bırakmakatan vazgeçip eşi ile konuşmaya karar verdi. Ancak içgüdüsel bir mesafe koruması yaratmak için elini sürmedi bu nesneye. Dokunulan şey ya iz alır ya iz bırakır.

Gün kararmak üzereyken eve vardığında anahtarı kapıda çevirirken içerden yükselen sesler çok da hayra alamet değildi sanki.

İçeri girdiğinde salonun darmadağınık hali, hole savrulmuş giyisiler ve Merve’nin odasından yükselen kahkahalar ve Ayla’nın öfkeli sesi evi kaplamıştı.

“hey, neler oluyor?” diyerek yanlarına gittiğinde Merve’nin kucağında durmadan havaya savurarak oynadığı bebek kah yere düşüyor, kah kızının yatağına ancak her seferinde Merve onu kucağına aldığında dünyanın en komik şeylerini duymuşçasına gülmeye başlıyor ve tekrar havaya fırlatıyordu. Ayla ise kızını durduramadığından sadece bağırıyordu. İlk defa birbirlerine karşı bu kadar gerilimli davrandıklarını görüyordu Halit.

Ayla, Halit’in odaya girmesi ile dikkati dağılan Merve’nin elinden bebeği hızla aldı.

Bebeğin tüm gövdesinde kırmızı lekelerin kılcal haritalar gibi yayılmış görüntüsü ise gerçekten korku filmlerini anımsatıyordu.

-Anne çok eğlenceli yaaaa, çok kötüsün çoooook kötü. Ben bebeği atıyorum ya havaya sanki böyle kendim zıplamış gibi oluyorum yaaaa, çok eğlenceli gerçekten alma lütfen oynuyorum ki ben.

-Kızım tamam, yeter artık. İki saat oldu eve geleli ve ancak şimdi cevap verdiğinin farkında mısın?

İki saatdir bu kapıdayım ve beni tek kelimeyle delirttin, Yeter artık. Halit çıkalım, Merva üzerini değiştir, elini yüzünü yıka.

Yatakodasına girip yatağın üzerine oturduğunda donup kalan Ayla,Halit’in içeri girmesini bekledi.

-Halit,götür onu buradan al onu. At bir yerlere. Ya da göm.

-Neler oluyor anlatsana, nedir bu delilik hali? Merve’ye ne oldu böyle? Onu hiç bu şekilde görmemiştim. Seni de.

-Bilmiyorum.

-Biliyorsun. Şu tuhaf şeyi eve getirene kadar normal bir hayatımız vardı. Ne bu, ne?

-Bir bebek, diye yanıtlarken göz ucuyla baktı biraz korkarak Ayla.

Yatağın üzerinde iki kolu ucunda avuçlarında simetrik belirmiş kırmızı pıhtılarla, gözleri tavana dikili bakan yüzün yanaklarında, burun kenarlarında boynu ve ayak bileklerinde öbekler halinde biriken kızarıklıklar derinin alt yüzeyine giderek yayılıyordu. Bir biri ile çarpışan şeyler, duygular, merhamet,kin, şefkat, özlemler, öfkeler, düşler, hayal kırıklıkları, acılar, hazlar, neşe ve keder ve daha başka duygular, tümünden biriken parçalar ten duvarı ile mühürlüydü.

Bir insan bedeni kadar yumuşak ve bir zindan kadar kalın ve parçalanamaz duvarda olsa zar, her savruluş bir duygu yansıması olarak iç kanamanın nedeni olabilirdi.

Doğmamış tüm hayatların öncülü bu zar içine birikir. İçerisi ile dışarısı daima farklıdır.

Bebek, eşsiz bir büyümemişlik oyuncağı. Kim bilebilirdi ki akibetini.

Deri kaplı defterde yanına bir çentik konulmuş bebeğin varoluşundan müsebbip olan bayan Leonora akibete dair kaderi Ayla’nın hükmüne verdiğinden kader onun yanıbaşındaydı.

Gece boyu Merve oldukça hareketli ve neşeliydi. Israrla bebekle oynamak istese de Ayla ve Halit buna izin vermedi. Yatak odasının kapısını kilitli tuttular. Kızları uyuduktan sonra ne yapacaklarını düşünmeye başladılar. Bu bebeği çöpe atsalar muhtemelen birisi görecek, alacak ve hatta belki bir garibanın günahına gireceklerdi. Bir başka eve daha tuhaflıklar zuhur edecekti. O tuhaf dükkana gitmesisni ise kesin kes yasakladı Halit. Tekinsiz bir yerdi orası. Mümkünse sokağından bile geçilmeycekti.

İyisimi onu yok etmekti çare.

Oyuncak bir bebeği öldürmenin planını yapan ilk ebevyn olacaklardı belki de. Onu yakmaya karar verdiler.

Halit hala bebeğe dokunmak istemediği için Ayla’ya onu taşıttı.

Küvete yatırılan bebeğin üzeri bir kaç parça kağıt ile ateşlenip tamamen yanması için tüm gece çalıştılar. Gün aydınlanmaya yüz tuttuğunda küller suyla yıkandı. Banyo tamamen temizlendi. Duvarları silindi. Hiç böyle bir şey olmamış gibi. Bir cinayetin evcilik oyununu oynayan anne ve babaydılar.

Zarın içinde ne olduğunu anlayabilmek için tuhaflıklar daima bir turnusol kağıdı olarak zuhur ederdi.

Bayan Leonora deri kaplı deftere Ayla’nın ismini yazıp bebeğin dükkandan gidiş tarihini not ettiği günden beri dükkanın arkasındaki masasının çekmecesine yerleştirdiği pakedi açmak için yürüdü. Masaya oturdu. Gazete kağıdına sarılı pakedi açtı. Avucunda küçük bir sapı olan gümüş kabartma motifleri yle bir ayna tutuyordu. Ayla’nın istemediğini, tuhaf bulduğunu, o şeyi inceledi.

Nesnelerin kendilerine yüklenen anlamları dışa vurup hikayelerini dillendirmeleri zaman alır. Hayatın gerçekliği içinde anlamları ile vücud bulup özgürleşmeleri ise kaderlerinin isimlerini bulabildiklerinde.

Ahşap kutunun içine yerleşen ayna bir süre karanlığı gösterecekti, hikayesi uyanana değin.

9Ocak 2019/ artink

altyazı notu; fotoğraftaki tahta kutu bir kaç yıl evvel İstanbul, Küçükyalı’da bir antikacıda bulmuştum. İçindeki ayna ise annemin. Bana vermişti, kadın dediğinin küçük aynası olur demişti.